Talih insana bütün nimetlerini verse, onları tadabilecek bir ruh gerekir. Bizi mutlu eden; bir şeyin sahibi olmak değil, tadına varabilmektir.

15 Mart 2009 Pazar

Sevdiğim Linklerim

Film.
yerli yabancı full+full film deposu
http://www.zevklimp3.com/
http://www.hitfilmindir.com

Güney amerika dolaylarından eski, yeni piyasada bulamayacağınız türden pekçok albüm bulabileceğiniz içerikte linkler..
http://alejandro517.blogspot.com/
http://easymusic-georgy.blogspot.com/
http://tributo-americano.blogspot.com/
http://rudalgo.blogspot.com/
http://sanjose72.blogspot.com/

Aklınızda bir şarkı var hemen dinlemek istiyorsunuz. Hızlı ve pratik olsun.. yada şarkıcının ismi
veya herikisi birden anında yaz dinle...
http://fizy.org/

Süper bir yabacı müzik sitesi.. özelikle jazz sevenler için harika.. ve tabi pop - rock - hiphop - electronic ve bol miktarda

mevcut. site rusca açılırsa ingilizceye çevirin. birde üye olmanızı isteyecek ... ama üye olmaya kesinlikle değer
http://israbox.com/


Jazz ağırlıklı bir blog
http://xolox.blogcu.com/

yabancı , kaliteli albümler... jazz , soul , klasik , new age kesinlikle tavsiye ederim.
http://musicboxmp3.blogspot.com/

Türkiyeden etnik ağırlıklı içinde ermenice albümlerin de olduğu bir blog..

http://evrensellmuzik.blogspot.com/


Forumlar

Notalar enstrumanlar ve daha birçok içerik barındıran bir müzik forumu
http://www.muzikfakultesi.com/portal/index.php


Cep telefonu için bir cennet harika bir site.. kısaca üye ol hemen kullan.
http://www.zedge.net/

Youtube de izlediğin bir videoyu mp3 olarak kaydetmek istersen
http://flvto.com/


İncil

Ana sayfamız da yer alan çok iyi hazırlanmış online incilin dışında alternatif bir başka incil
http://www.incil.info/

Yola çıkmadan yol durumuna bir bakayım diyorsan
http://tkm.ibb.gov.tr/

Hayeren radyolar

10 Mart 2009 Salı

TIKANDI BABA


Ben okumayla uğraşamam diyorsanız izleyin tabi youtube ile probleminiz yoksa :)


Sultan Mahmut kılık kıyafetini değiştirip dolaşmaya başlamış. Dolaşırken bir kahvehaneye girmiş oturmuş. Herkes bir şeyler istiyor.

Tıkandı baba, çay getir. Tıkandı baba, oralet getir. Vb

Bu durum Sultan Mahmut un dikkatini çekmiş.

Hele baba anlat bakalım, nedir bu Tıkandı baba meselesi?

Uzun mesele evlat, demiş Tıkandı baba

Anlat baba anlat merak ettim deyip çekmiş sandalyeyi. Tıkandı baba da peki deyip başlamış anlatmaya;

Bir gece rüyamda birçok insan gördüm ve her birinin bir çeşmesi vardı ve hepsi de akıyordu. Benimki de akıyordu ama az akıyordu. "Benimki de onlarınki kadar aksın" diye içimden geçirdim. Bir çomak aldım ve oluğu açmaya çalıştım. Ben uğraşırken çomak kırıldı ve akan su damlamaya başladı. Bu sefer içimden " Onlarınki kadar akmasa da olur, yeter ki eskisi kadar aksın" dedim ve uğraşırken oluk tamamen tıkandı ve hiç akmamaya başladı. Ben yine açmak için uğraşırken Cebrail göründü ve Tıkandı baba, tıkandı. Uğraşma artık, dedi. O gün bu gün adım "Tıkandı baba" ya çıktı ve hangi işe elimi attıysam olmadı. Şimdi de burada çaycılık yapıp geçinmeye çalışıyoruz.

Tıkandı baba nın anlattıkları Sultan Mahmut un dikkatini çekmiş. Çayını içtikten sonra dışarı çıkmış ve adamlarına ;

Hergün bu adama bir tepsi baklava getireceksiniz. Her dilimin altında bir altın koyacaksınız ve bir ay boyunca buna devam edeceksiniz.

Sultan Mahmut un adamları peki demişler ve ertesi akşam bir tepsi baklavayı getirmişler. Tıkandı baba ya baklavaları vermişler. Tıkandı baba baklavayı almış , bakmış baklava nefis. " Uzun zamandır tatlı da yiyememiştik. Şöyle ağız tadıyla bir güzel yiyelim" diye içinden geçirmiş. Baklava tepsisini almış evin yolunu tutmuş. Yolda giderken "Ben en iyisi bu baklavayı satayım evin ihtiyaçlarını gidereyim" demiş ve işlek bir yol kenarına geçip başlamış bağırmaya:

Taze baklava, güzel baklava ! Bu esnada oradan geçen bir Yahudi baklavaları beğenmiş. Üç aşağı beş yukarı anlaşmışlar ve Tıkandı baba baklavayı satıp elde ettiği para ile evin ihtiyaçlarının bir kısmını karşılamış. Yahudi baklavayı alıp evine gitmiş. Bir dilim baklava almış yerken ağzına bir şey gelmiş. Bir bakmış ki altın. Şaşırmış, diğer dilim diğer dilim derken bir bakmış her dilimin altında altın. Ertesi akşam Yahudi acaba yine gelirmi diye aynı yere geçip başlamış beklemeye. Sultanın adamları ertesi akşam yine bir tepsi baklavayı getirmişler. Tıkandı baba yine baklavayı satıp evin diğer ihtiyaçlarını karşılamak için aynı yere gitmiş. Yahudi hiçbir şey olmamış gibi

Baba baklavan güzeldi. Biraz indirim yaparsan her akşam senden alırım, demiş. Tıkandı baba da Peki, demiş ve anlaşmışlar. Tıkandı babaya her akşam baklavalar gelmiş ve Yahudi de her akşam Tıkandı baba dan baklavaları satın almış. Aradan bir ay geçince Sultan Mahmut ;

Bizim Tıkandı baba ya bir bakalım, deyip Tıkandı baba nın yanına gitmiş. Bu sefer padişah kıyafetleri ile içeri girmiş. Girmiş girmesine ama birde ne görsün bizim tıkandı baba eskisi gibi darmadağın. Sultan;

Tıkandı baba sana baklavalar gelmedi? mi, demiş

Geldi sultanım

Peki ne yaptın sen o kadar baklavayı?

Efendim satıp evin ihtiyaçlarını giderdim, sağolasınız, duacınızım.

Sultan şöyle bir tebessüm etmiş.

Anlaşıldı Tıkandı baba anlaşıldı, hadi benle gel, deyip almış ve Devletin hazine odasına götürmüş.

Baba şuradan küreği al ve hazinenin içine daldır küreğine ne kadar gelirse hepsi senindir, demiş. Tıkandı baba o heyecanla küreği tersten hazinenin içine bir daldırıp çıkarmış ama bir tane altın küreğin ucunda düştü düşecek. Sultan demiş;

Baba senin buradan da nasibin yok. Sen bizim şu askerlerle beraber git onlar sana ne yapacağını anlatırlar demiş ve askerlerden birini çağırmış

Alın bu adamı Üsküdar ın en güzel yerine götürün ve bir tane taş beğensin. O taşı ne kadar uzağa atarsa o mesafe arasını ona verin demiş. Padişahın adamları "peki" deyip adamı alıp Üsküdar a götürmüşler.

Baba hele şuradan bir taş beğen bakalım, demişler. Baba,

Niçin, demiş. Askerler

Hele sen bir beğen bakalım demişler. Baba şu yamuk, bu küçük, derken kocaman bir kayayı beğenip almış eline

Ne olacak şimdi, demiş

Baba sen bu taşı atacaksın ne kadar uzağa giderse o mesafe arasını padişahımız sana bağışladı.demiş. adam taşı kaldırmış tam atacakken taş elinden kayıp başına düşmüş. Adamcağız oracıkta ölmüş. Askerler bu durumu Padişaha haber vermişler. İşte o zaman Sultan Mahmut o meşhur sözünü söylemiş;

"VERMEYİNCE MABUD,

NEYLESİN SULTAN MAHMUT"

Ümitsiz olmayın Ümit siz olun

İncinin Öyküsü..
Okyanusun dibinde yatan bir istiridye, su uzerinden
akip gecsin diye,
kabugunu acmis. Su icinden gecerken, solungaclari
yiyecek toplayip
midesine gonderiyormus. Aniden, yakinindaki bir balik,
bir kuyruk darbesiyle
kum ve camur firtinasi yaratmis. Istiridye de kumdan
nefret edermis;
zira kum oylesine puruzluymus ki kabugunun icine
kacarsa son derece
rahatsiz olurmus. Istiridye derhal kabugunu kapamis
ama cok gec kalmis;
Sert ve puruzlu bir kum tanecigi iceri girip, ic
derisi ile kabugun arasina
yerlesmis.
Kum tanesi istiridyeyi ne cok rahatsiz ediyormus.
Ama, kabugunun icini kaplamasi icin kendine verilmis
olan salgi hucresini
hemen calistirarak, minik kum tanesinin ustunu
kaplamaya baslamis;
ta ki, nefis, parlak ve duzgun bir ortu olusana
kadar...

Istiridye, yillar yili, minik kum taneciginin ustune
katlar eklemeye devam
etmis
ve sonunda muthis guzel, parlak ve son derece degerli
bir inci olusmus. Karsi karsiya oldugumuz problemler
bu kum tanecigine benzer,
bizi rahatsiz ederler ve niye bize bu derece eziyet
cektirip
asabilestirdiklerine sasariz;
fakat ; ... azmin getirdigi cesaret ve kuvvetle,
sorunlarimizin ve zayifliklarimizin
ustesinden geliriz. ...daha alcakgonullu,
isteklerimizde daha israrli, cevremizdekilere daha
yakin,
daha akilli ve sorunlarimiza karsi daha dayanikli hale
geliriz. ...gizli gücümüzle, yasamımızdaki pürüzlü kum
taneciklerini,
bize kuvvet veren ümit ve ilham kaynagi olan degerli
incilere
dönüstürürüz....

ümitsiz olmayın
ümit SİZ olun....

3 Mart 2009 Salı

Umut olun .. Umutlu olun

Küçük Balık

Küçük balık yiyecek bir sey sanıp hızla atıldı çapariye
önce müthiş bir acı duydu dudağında gümbür gümbür oldu yüregi
sonra hızla çekildi yukarıya aslında hep merak etmisti denizlerin üstünü,
neye benzerdi acep gökyüzü bir yanda büyük bir merak
bir yanda ölüm korkusu ne çare balıkçının parmakları hoyratça kavradı onu
küçük istavrit anladı yolun sonu koca denizlere sığmazdı yüreği
oysa şimdi yüzerken küçücük yeşil leğende
cansız uzanıvermiş dostlarına değiyordu minik yüzgeci
insanlar gelip geçtiler önünden,
bir kedi, yalanarak baktı gökyüzünün içine yavasça karardı dünya
başı da dönüyordu son bir kez düşündü derin maviyi beyaz mercanı
bir de yeşil yosunu iste tam o anda eğilip aldım onu yürüdüm deniz kenarına
bir öpücük kondurdum başına iki damla gözyasından ibaret sade bir törenle
saldım denizin sularına bir an öylece bakakaldı sonra sevinçle dibe daldi gitti,
tüm kederimi söküp atarak tesekkürü de ihmal etmemisti
birkaç değerli pulunu elime avuçlarıma bırakarak...
balıkçı ve kedi şaşkın baktılar yüzüme
sorar gibiydiler, neden yaptın bunu niye…,
'bir gün' dedim
'bulursam kendimi yeşil leğendeki küçük balık kadar çaresiz'
son ana kadar hep bir umudum olsun diye.'

Can Aygülteli

2 Mart 2009 Pazartesi

Ülkemizi böldürmeyelim

Amman ha Güzel ülkemizi böldürmeyelim....


ANTEPLİ BİR KEBAPÇININ reklam broşüründen harfi harfine aktarılmıştır. ....


Diyet, perhiz, rejim gibi faaliyetler hedefte Türk delikanlılarının ve genelde de Türk milletinin devamını engellemek için dış mihraklar tarafından gündeme getirilmiş şuurlu bir düzmecedir. Gaye, eskiden bir koyunu, bir oturuşta götüren dev gibi babayiğit atalarımızı ve tarlada doğum yaptıktan sonra bebeğini kundaklayıp, elde orak tarlada çalışmaya devam eden Türk kadınlarını; kalori hesaplayan, hapşırınca yatağa giren, fitness ve aerobik yapan çıtkırıldım tiplere dönüştürmek ve Türkleri Çinliler, Japonlar gibi sıska, zayıf ve sağlıksız bir ırk haline getirmektir.

İcabi halinde 240 kiloluk top mermisini tek başına namluya süren bir babayiğidin, kalori hesaplayan, yoğurtlu kebabi reddeden bir züppe haline getirilmesinden daha büyük bir soykırım olabilir mi?

İç yağının, kuyruk yağlarının, anamızın Vita yağının kolestrol yaptığı palavradır.

Kolestrol, kebapları yedikten sonra

iki şise soda içerek ayarlanabilecek bir gaz durumudur.

Sakın bu oyuna düşmeyin.



Feminizm, kadın hakları, çevre şuuru ve eşitlik adı altında Türk kızlarının akılları çelinerek, yemek yapmayı bilmeyen, bizim istikbalimiz olan yavrularını, abuk subuk yiyeceklerle yetiştirecek, damak zevki gelişmemiş, sunta kılıklı diyet bisküvilerini yiyecek sanan bir hale getirmişlerdir.

Ayrıca kör olası dış mihraklar, bu kızlarımıza kebap, soğan, çiğ köfte vb. Lezzetleri yiyen, bardak bardak şalgam suyu içen yiğitlerimize hanzo-kıro gibi sıfatlar takmayı öğretmişlerdir.

Ayrıca son yıllarda moda gibi gösterilmeye çalışılan Çin mutfağı diye birşey yoktur. Bu sözde mutfak, acaip zerzevat ile acaip mahlukatın, wog adı verilen bir tencerede yarı pişmiş yarı çiğ olarak hazırlanıp insanlara eziyet olsun diye sopalarla yenmesinden ibaret bir hokkabazlıktır. Sakın kanmayın, sakın yemeyin. Helal değildir!

SİZ KEBAP, CİĞER KAVURMA,NOHUTLU DÜRÜM, BEYRAN VE MİS GİBİ FISTIKLI BAKLAVA YEYİN.

Unutmayın su uyur, düşman uyumaz!

Zengin balıkçı

Zengin balıkçı

Bir Meksika sahil kasabasına yolu düşen Amerikalı işadamı, kıyıya yanaşan kayıktaki balıkçıyla konuşur.

Kayığın içinde, henüz tutulmuş birkaç ton balığı bulunmaktadır.

Amerikalı iş adamı balıkların iriliğinden dolayı balıkçıyı över ve bu birkaç balığı ne kadar zamanda yakaladığını sorar.

Balıkçı, ´Fazla sürmedi, senyör´ der.

Amerikalı hayretle sorar: ´Öyleyse neden daha fazla denizde kalıp da daha çok balık tutmadın?´

´Bu kadarı bugünlük aileme yeter.´

´Peki´, der Amerikalı iş adamı.

´Geri kalan zamanın nasıl dolduruyorsun?´

´Sabahları geç kalkıyorum. Sonra birkaç balık tutuyorum. Sonra çocuklarla oynuyorum. Öğleden sonra eşimle biraz şekerleme yapıyorum. Akşamları da kasabaya iniyorum; Amigolarla birşeyler içip gitar çalıyoruz. Böylece hayatı dolu dolu yaşıyoruz, senyör.´

Amerikalı iş adamı bu hayatı son derece sevimsiz bulur.

´Ben Harvard mezunuyum, sana yardımım dokunabilir´ der.

´Herşeyden önce, daha fazla balık tutmalısın.´

Balıkçı hayretle sorar: ´Niçin senyör?´

´Artan balıkları satar, daha çok kazanırsın.´

´Sonra senyör?´

´Zamanla kendine daha büyük bir tekne alırsın.´

´Sonra senyör?´

´Daha büyük tekneyle daha çok balık tutar, daha çok kazanırsın.´

´Sonra senyör?´

´Daha başka tekneler alır, bir filo kurarsın.´

´Sonra senyör?´

´Sonra balıkları işlemek için kendin konserve tesisleri kurarsın. Böylece kârın önemli bir kısmını başkalarına kaptırmamış olursun.´

´Sonra senyör?´

´Tabii, bütün bu işleri böyle küçük bir sahil kasabasında yürütemezsin. bu arada Los Angeles veya New York gibi büyük bir dünya kentine taşınmış olursun.´

´Sonra senyör?´

´Yeteri kadar büyüyünce halka açılır, hisse senetlerini satarsın. Büyük zengin olursun. Milyonlarca doların olur.´

´Sonra senyör?

´Bu kadar paran olduktan sonra çalışmana gerek kalmaz. Emekliye ayrılır, bir sahil kasabasında kafanı dinlersin. Sabah geç saatlere kadar uyursun. Biraz balık tutar, çocuklarla oynar, öğlenleri de şekerleme yaparsın. Akşamları ise amigolarınla birşeyler içip gitar çalarsın.´

´Ben bunları yapıyorum zaten senyör!.



E-Posta kutunuzdaki "spam" ler nereden geliyor


Bazı sitelerde; Aşk Testi, Aşk Uyumu, Aşk Metre Ölçümleri, Sende Çekilişe Katıl, Bedava Tatil, gibi reklamlar siz de elbet görmüşsünüzdür. Bu reklamların amaçlarından birkaçı sizin cep telefon numaranızı / email adresiniz / isminizi almaktır. Böylece sizin cep telinize abuk subuk sms ler veya inbox'ınıza spamler gelir.

Sistem şu şekilde çalışıyor:

X bir firma kendi içinde gelirini arttırmak üzere dikkat çekici bir site yaratıyor bu örnekte "Aşk Uyumu Ölçer" gibi. Tabi ki bu siteye ziyaretçi almak için çoğu yere reklam veriyor. Siz siteye giriyorsunuz bu ölçüm aletini kullanmak için kendi isminizi arkadaşınızın ismini e-posta veyahut cep tel giriyorsunuz. Ölçüm yapmaya başla tuşuna bastığınızda sizin bütün bu bilgiler veri-tabanına kaydediliyor. Verdiğiniz bilgilerden esas onlar (X Firma) için önemli olanlar

  1. Cep Tel numaranız
  2. İsminiz
  3. Cinsiyetiniz
  4. E-Posta adresiniz

Sizin gibi 1milyon etc. kişi girdiği zaman ve bu aleti kullandığı zaman bu X firma bu verileri (cep no, isim, e-posta etc.) toplayıp güzelim bir CD / DVD / Liste yapıyor ve firmalara satıyor. Firmalar da bu bilgileri reklam amaçlı kullanıyor. Sizde günde 100 kere "Gelen Kutusu"na istemediğiniz e-posta aliyorsunuz. Cep telefonu verdiyseniz de sms alıyorsunuz.

Birde merhamet mesajları var falanca çocuk hasta ailesinin durumu yok lutfen bu maili herkese postalayın hatta kendinize bile.... niyeymiş falanca firma bu maili takip ediyor ve her mail başına aileye bilmemkaç sent ödüyor.. kocaman bir yalan kimse böyle bir şey için para ödemez. amaç bu mailin tüm dünyada dolaşnası ve dolaşırken hackerlar tarafından kontrol edilip uzerinde yazan mail adreslerinin toplanması. ve satıyorlar bu adresleri tabi.
Çocukluk yıllarımızdan esintiler..... Televizyon yokken onlar vardı.


Zagor tenaayyyy çocukluğumuzun baltalı ilahı.

Ve tabiki Teksas ve Tommiks kim kimi yener hala bulamadık..



Sihirbaz Mandrake veeee Swing


Uçan kahraman misterno ve Uzay adamı Gordon

Teks ve Çömez kahraman Supermen..

Ve efsane mizah dergileri

Edepsiz Fırt ı da unutmayalım... :)

Acınacak zamanlar yaşıyoruz

Zaman Paradoksu

George Carlin Amerika'da 70 ve 80 li yılların bir komedyeni idi. Biraz ağzı bozuk olarak bilinirdi. 11 Eylül'den ve karısının ölümünden sonra şöyle yazmıştı.

Tarih içinde zamanımızın paradoksunu şöyle sıralayabiliriz :
Daha yüksek binalarımız, ama daha kısa sabrımız var;
daha geniş oto yollarımız, ama daha dar bakış açılarımız var.
Daha çok harcıyoruz, ama daha az şeye sahibiz; daha fazla satın alıyoruz, ama daha az hoşnut kalıyoruz.
Daha büyük evlerimiz, ama daha küçük ailelerimiz;
daha çok ev gereçleri, ama daha az zamanımız var. Daha çok eğitimimiz, ama daha az sağduyumuz;
daha fazla bilgimiz, ama daha az bilgeliğimiz var.
Daha çok uzmanımız, ama yine de daha çok sorunumuz; daha çok ilacımız, ama daha az sağlığımız var.

Çok fazla alkol ve sigara tüketiyoruz, çok savurganca para harcıyoruz, çok az gülüyoruz, çok hızlı araba kullanıyor, çok çabuk kızıyoruz, çok geç saatlere kadar oturuyor, çok yorgun kalkıyoruz, çok az okuyor çok fazla TV izliyoruz ve çok ender şükrediyoruz. Mal varlıklarımızı çoğalttık, ama değerlerimizi azalttık. Çok konuşuyoruz, çok az seviyoruz ve çok sık nefret ediyoruz.

Geçimimizi sağlamayı öğrendik, ama yaşam kurmayı öğrenemedik. Yaşamımıza yıllar kattık, ama yıllara yaşam katamadık.
Aya gidip gelmeyi öğrendik, ama yeni komşumuzla karşılaşmak için caddenin karşısına geçmekte sorunumuz var.
Dış Uzayı fethettik, ama iç dünyamızı edemedik.
Daha büyük işler yaptık, ama daha iyi işler yapamadık.
Havayı temizledik, ama ruhumuzu kirlettik. Atoma hükmettik, ama önyargılarımıza edemedik.
Daha çok yazıyoruz, ama daha az öğreniyoruz.
Daha çok plan yapıyoruz, daha az sonuca varıyoruz.
Koşuşmayı öğrendik, ama beklemeyi öğrenemedik.
Daha fazla bilgiyi depolamak, her zamankinden daha çok kopya çıkarmak için daha çok bilgisayarlar yapıyoruz, ama git gide daha az iletişim kuruyoruz.
Zaman artık, hızlı hazırlanan ve yavaş sindirilen yiyeceklerin; büyük adamlar ve küçük karakterlerin; yüksek kârlar ve sığ ilişkilerin zamanıdır. Bu günler, hızlı seyahatler, kullanılıp atılan çocuk bezleri, yok edilen ahlakî değerler, bir gecelik ilişkiler, obez bedenler ve neşelendirmekten sakinleştirmeye hatta öldürmeye kadar her şeyi yapabilen hapların olduğu günlerdir. Vitrinlerde her şeyin sergilendiği, ama depolarda hiçbir şeyin olmadığı bir zamandayız.