ESKİ FOTOĞRAFLAR
Bir şey var içimde bilmiyorum ama
Ne zaman eski günleri yad etmek için şehirleri ve insan kalabalıklarını,
Dostlarımla, kardeşlerimle, arkadaşlarımla, kendi yaşadığım zamanları içeren
Eski fotoğraflara baksam;
İçten içe çok hüzünleniyorum !
Hele o savaştan çıkmış ülkelerin çekilmiş fotoğraf kareleri.
Ve bir deprem sonrası yıkılmış evler, viran olmuş, ocağı sönmüş yuvalar.
Belli belirsiz babalarını annenlerini kaybetmiş,
Başına henüz ne geldiğini kavrayamayan, gülümseyen çocuklar.
Eski fotoğraflara bakınca, acaba yüreğim neden hüzünleniyor böyle ?
Ya siz, siz de hüzünlenir misiniz böyle bir anda?
Hiç düşündünüz mü neden hüzünlenir insan eski fotoğraflara bakınca?
Kalabalıkların nereye gittiği beli olmayan yaşamları mı?
Zorluklarla akıp giden zamanlara mı?
O insanların yorgun ve bitkin hallerine mi?
Çocukların aç, boynu bükük kalmış buğulu bakışlarına mı?
İnsanların yüreklerindeki acının yüzlerine yansımasına mı?
İnsanların yüzlerindeki çaresiz görünümlerine mi?
Elleri boş babaların karnı aç çocukların muhtaçlıklarına mı?
Ya da şimdi o insanların olmayışı ve unutulmuş olmalarına mı?
Umut ve heveslerinin kırılmışlığıyla geçen yaşamlarına mı?
Yaşamın güzel görünen ama çaresiz yüzüne mi?
Ve hayatlarındaki çaresizliklerin çokluğuna mı?
Zamanın böyle amansızca, hızlıca akışına mı?
Sonunda insanın her şeyin boş olduğunu anlayıp;
Boşa çabalarına hayıflanan derin ahlarına mı?
Yoksa dünyaya gelmiş ama hiç sevgileri ve sevinçleri,
bereketleri tatmadan yok olmuşluklarına mı?
Tam bilmiyor ve içime baktığım zaman kestiremiyorum.
Herkes bakınca farklı şeyler görür sanırım.
(Bu yüzden pek üstüne basa basa ve altını kalın çizgiyle çizip
Budur diyemiyor.
Bunu herkesin hayatı anlamlandıran farkındalığına bırakıyorum.
Sadece içimde hüzünler oluşuyor bu resimlere baktıkça, düşündükçe;
Karelere takılmış dünyanın, yaşamın, insanlığın bu hallerini?
Ve sanki görünmez bir el var herkesi herkese kullanarak,
Her güzel şeyi heba etmelerine sebep olmuş gibi !
İnsanın yüreğinin görünmezliğinde, içine ekilmiş o çirkin tutkularını
nasıl kullandığını ve o çirkin yüreğin görünmez elerinin işlerini
düşünmeye başlıyorsun.
O görünmez yürek gizli gizli neler yapmış, anlamaya çalışıyorsun.
Bozulmuş, düşmüş insan doğasının yüreğinin içinde
Neler taşıdığını, neler yaptığını !
İnsan doğasını bozan günahların, tutkuların onları neleri yaşamaya mecbur ettiğini.
Hem vahşeti yaratan, hem de mağdur olan insan yüreği yaşamı böylece ne hale getirmiş.
Yaşamın gizli ve açık çirkin akışını buğulu da olsa,
Görüyor, anlıyorum bu eski karelere bakarken.
İnsan bu eski karelere göz atınca;
Hayatın bugün olduğu gibi, eskiden de huzurlu rahat, kolay olmadığını görüyor.
Bu yaşamda insanın en büyük sorumluluğunun aslında insan olabilmek olduğunu anlıyorsun!
İnsan olabilmek nasıl mümkün ki bu yürekle?
Gazetelerdeki haberlerle birleşen karelere bakıyorum.
Her satır, her kare, bir başka düşündürüyor insanı…
Hayat eğlenceli bir yer gibi görünürken; eğlenceyi zehre dönüştüren
Bozulmuş ve insanlığını yitirmiş, bencileşmiş yüreği;
Tutkulara, zayıflıklarına takılıp kalıyor.
Sevgilerin, aşkların, hatta arkadaşlıkların sonuçlarının bu denli hüsrana uğratan biçimde olması ne kadar acı !
Karakteri, gerçeğin ve sevginin erdemleriyle yapılanmayan insan yüreği;
Severken bile, ne kadar vahşi ve yaralayıcı !
İnsan sevgi sözcüklerinden mükemmel bir şekilde bahsedebiliyor ama konuştuğu gibi sevemiyor ne tuhaf.
Hayatı yaşanılır kılan en üstün, değer olan sevgi bile;
Yüreği bencilliğe hizmet eden birinin yaşamında ne acılar yaratıyor !
Sevdiğini söyleyen insan karşıdaki insan yüreğinde umutlar yaratıyor,
Dostlarına, arkadaşlarına söz veren kişiler arkadaşlarının yüreğine,
Umut ve güven tohumları ekiyor.
Ama ne sevdiğini söyleyenler, ne de söz verenler;
Yalancı çıkardıklarında kendilerini,
Tutamayınca sözlerini,
Değilse sevgileri hakiki;
Karşıdaki insanın yüreğinde açtıkları yaraların,
Yıktıkları yaşamların, umutların viraneliğinde
Umursamazlıkla devam ediyorlar hayatlarına…
Peki ya sonra?
Sonra dönüp bakmıyorlar bile ardında bıraktıkları insanlara !
Yıkılan insanlar, acılıklarıyla baş başa; savaşıyorlar…
Yürekler yıkık, yürekler hasta, bir başına.
Oysa sevgi iki kişilikti hani?
Sevgi iki kişilikse, hüsran, acı, keder niye bir tarafın yükü olsun ki?
Zorla sevilmek adına canlarına kıyan insanlar.
Kendi mutlulukları için başkalarının mutluluklarını alaşağı eden yürekler.
Çıkarlar büyüdükçe kardeş kardeşe, akraba akrabaya,
Dost dosta, arkadaş arkadaşa, şehirler şehirlere, ülkeler ülkelere nedenli acılar yaşatıyorlar.
Sonuçta galip gelenler maddi şeyleri kazanmış gibi görünseler de;
İnsanlık adına kaybediyorlar.
Ama insanlığı umursayan sevgiyi umursayan kim ki vicdanlar acı çeksin.
Kayıpların geride bıraktıkları acılar,
Sevmek, sevilmek adına açılan yaralarıyla, hayal kırıklıklarıyla.
İşsizlik, hastalık, açlıkla savaşan insanlar.
Anlıyorum ki haksızlıklar,
Bu dünyanın efendisinin görünmezliğinde,
Görünür yüzlerde, kendini gösteren çehrelerinde, doğalarında gizli.
Onun Görünmez elleri,
Kendisine kanmış, görünür bedenlerde sürdürmekte işini…
Gazete haberlerinin sayfalarındaki karelere baktıkça görünen şu ki;
İnsan olmanın sorumluluklarını yerine getirmeye çalışan,
Ama ne yapsalar da bir türlü dünya düzenini aşamayan insanların acılarıyla dolu.
Başarmaya çalışırlarken başarısız bırakılanların yaşam öyküleri, sayfa sayfa !
Ne yazık ki bize gülümseyen bir sima gibi algıladığımız yaşamın çehresi,
Aslında ardında haksızlıklarla dolu, çirkin bir yüreğin alaycı duruşu …
Bir azizin dediği gibi “nur meleği” şeklinde bize görünmekte.
Anlıyorum ki bu dünyada kötü olan,
Dünyanın gözleri önünde nur meleği gibi görünmekte.
İnsanlığa düşman yürekli birini, dost yürekli gibi gösterebilmekte.
Ah ! Dünyada yalana gerçek diye inanmış insanlığın
Hayatın bu yüzünü fark ederek, mücadele etmesi, yaşaması,
Hiç de kolay görünmüyor !
Tabi kolay değil bu dünyada doğru olanı yaşamak isteyen bir yürek için.
Biliyorum ki şimdi gördüğüm bu karelerdeki birçok insan çoktan göçmüştür,
Bazıları da hala yaşamaktalar bu dünyada.
Nerde o bu hayattaki umutların peşinden koşan insanlar?
Resim karelerinde birbirine çaresizce sarılmış,
Umutla umutsuzluk arasında takılı kalmış o bakışlara baktıkça;
Ruhuma neler anlatır o fotoğraflar !
Kimi zaman acı bir gülümseme,
Kimi zaman “beni bırakma !” diyerek sıkıca dolanan kollar.
Bazen de yaşamlarında gülümseyecek nedenleri yokken;
“Çekiyorum, gülümseyin !” sözündeki uyarıyla çekilen resimler…
Masum bir çocuğun kötüyü- iyiyi bilmeden,
Candan, doğal ve samimi, seni kendine çeken masum gülüşleri.
Ve bir zamanlar birlikteliğe adım atmış
Ama şimdi boşanmış kişilerin o anlarını karelerde saklayan evlilik fotoğrafları.
Yada hala beraberken beraberlik sevinçleri fotoğraf karelerinde kalmış
aynı evin içinde yaşarken gerçekleşmiş olan pasif boşanmalar.
O kareler de mutluluğun resmine bakarken;
O andan eser kalmadığını bilmek insanı hüzne boğuyor..
Acabalar ve soru işaretleri uyanıyor insan yüreğinde.
Ardından boğazını dağlayan, burnunu sızlatan bir acı sarıyor insanın içini !
Kâğıttan resimlere bakmak bile ağır geliyor insan yüreğine….
Arkadaşlıkların değerli olduğu, kalabalık gençlik günlerinin resimleri…
Yüzdeki ifadeler, inanan bakışlar,
“Biz hiç ayrılmayacağız !” diyerek sarmalanmış kollar, aynı bakan gözler..
Sanki bir amaca hizmet edercesine birliktelikler….
Ama yıllar geçtikçe, büyüdükçe, değiştikçe koşullar
Birkaçıyla haberleştiğin, kah buluştuğun, kah görüşemediğin;
Ayrılmışlıkların yaşandığı arkadaşlar ,kardeşler ve can dostlar !
Fotoğraflardaki ifadelere bakarak düşünmek,
O beraberliklerin bittiğini bilmek,
Bakıp bakıp iç çekerek hüzünlenmek,
Sonra dudaklarımın arasından dökülen sözcükleri seslendirmek:
“Ah ne güzel günlerdi” diyebilmek…
Gençtik, umutlarımız, amaçlarımız vardı…
Heyecan dolu yıllardı
Her resimde tadı başka ve farklı tonlarda ahlarım vardı.
Sizce insanın boğazına düğümlenen,
Eski fotoğraf karelerine bakıp derin derin düşündüren,
Nedir ahlarını, inlemelerini derinleştiren ?
Bence ahların, hüznün sebebi şu olsa gerek:
Ne o günlerdeki umutlar, ne de amaçlar,
Elle tutulur bir şekilde var olmadılar…
Geçti heyecanlar, bitti dostluklar, saptı amaçlar…
Ayrıldı yollar…
Ve şimdi sadece her şey fotoğraftalar..
İnsan, ne olmak istediği yerde
Ne de yapmak istedikleri var elinde..
“Yapmam” dediği ne varsa onu yapmış,
Şimdi fotoğraflar sararmış, anılar altüst !
Her bir fotoğraf sanki hesap derdinde…
İşte o zaman insanın aklına gelen, karar anları…
Acıtıyor, kanatıyor bazı yaraları…
Kaybettirmişti seçimlerimizin bazıları…
Kaybettiklerimiz mi yoksa şimdi elimdekiler mi daha değerli ?
Bazen elimizdekiler bazen de elimizde olmayanlar olduğunu hüzünle düşünüyorsun.
Kimini fark ediyor, kimini fark edemiyorsun.
“Şimdiki aklım olsaydı o günlerde ne yapardım?” diyorsun
Ama gülümsüyorsun anladığında:
O yaşadıklarımız olmadan, şimdiki aklımız olur muydu?
Düşünün bir kez: bugünkü biz,
O günlerde yaşadıklarımızın ürünü değil miyiz ?
Sanırım her insan,
Eski fotoğraflara şöyle bir bakmalı zaman zaman !
Çünkü o kareler yansımasıdır hayatlarımızın…
Bu hayatta bir daha tekrarı olmayan,
Adeta bir zincirin hakları gibi birbirine tutunan
Bizim yaşanmış gerçeklerimizdir, bizi geleceğe taşıyan,
Unutturmayan !
Her yaşadığımız an benzersizdir aslında,
Bir daha gerçekleşmesi, yaşanması mümkün olmayan..
Ah fotoğraflar !
İzin vermezler insanın unutmasına…
En canlı şekilde hatırlatır acı tatlı ne varsa,
En eskisi, en yıpranmışı dahi olsa !
Sanırım en iyi yapılacak şey,
O fotoğraflardan, anılardan kazanımlar edinmek…
Yitip giden ne varsa, yitirilmişliğinde;
Poz poz, sayfa sayfa incelemek..
Ama yine de onlara, acılara yenilmeden;
Her şeyi gerçeğin ışığında değerlendirmek…
Ne hatırlattığı acılardan kaçınmak;
Ne de içimizde yarattığı hüzünlere kendimizi kapatmak…
Kaçmadan, kaçınmadan
Yüzleşmektir doğrusu her yaşanmışlıkla…
Çünkü yüzleştiğimiz ne varsa onlar kazancımıza dönüşme fırsatı verdiklerimizdir.
Yüzleşemediklerimiz ise kayıplarımız.
Çünkü yüzleştikçe her biri dönüşür kazanca.
Fotoğraflar sizin geçmişinizin donmuş anlarıdır.
Zaman zaman ele alınmalı, bakılmalıdır.
Kimi zaman makinelerin, kimi zaman da yüreklerin resmettiği;
Her bir resim itina ile korunmalı zaman ,zaman yan, yan getirilip bakılmalı üzerinde düşünülmelidir.
Şimdi elimde yaşadığım hayatın isbatı fotoğraflar var.
Onları özenle inceliyor, karelerdeki ifadelere bakıyorum.
Her birini ayrı ayrı düşünüp ruhumda tartmaya çalışıyorum.
Yüreğime gece karanlığında sönmüş yıldızlar yağıyor.
Her biri hem sevinç, hem de hüzün veriyor.
Sol yanım acıyor ey arkadaşım, kardeşim.Sol yanım!!!!
Ama yine de her durumda sevinmeliyiz değil mi?
Bazen hayata gülümsemekte zorluk çeksem de;
Kimi zaman beni gülümsetiyor bazıları..
Ama amacım Polyannacılık oynamak değil;
Çocuklaşıp heyecan duymak,
Hayattan aldığım derslerin aslını karelerde bulmak,
Tanrımın yardımıyla edindiğim tecrübelerime sevinmek istiyorum !
O günlerde acemi, çocuksu, masum görünen her resmimde
Hesapsız umut ve hayallerimin eşliğinde
Yüreğimle ben şimdi göz gözeyiz işte !
Karelere bakarken içimde oluşan hüzünlerimle
Geçmişteki umutla bakan gözlerim
göz göze gelmek istemiyorlar, nedense?
Aslında resimler sihirli birer kare gibi
Beni alıp götürüyorlar kendi dönemlerine,
Peki neyi değiştirir şimdi bu tartmalar, düşünmeler?
Belki yaşanmışlıkları değiştiremezler.
Ama bende yaptıklarını, onlar da bilmezler.
Nasıl bilsinler, onlar resimdirler…
Sanırım tartmadığımız yüzleşmediğimiz farkına varmadığımız hiç bir şey insan bir şey katmıyor.
Ama ben onların vasıtasıyla geçmişe gidebilirim,
Şimdiyi yaşarken,
Onlar benim doğrularımı, yanlışlarımı taşır bana..
Tam şimdiye, bu zamana…
Çünkü bunlar yeniler, değiştirir beni,
Hissettirdikleri acılarla,
Yarattıkları farkındalıkla…
Yaşam denilen bu garip yolda,
Her bir fotoğraf birer basamak adeta,
Taşımak için beni ileriki zamanlara..
Dersler saklı yaşanılan karelerin ardında !
Ama bakıp fark etmek gerekiyor insanın iç dünyasına.
Yüzleşmesi gerekiyor hatalarıyla, acılarıyla…
Yaşanmışlık kalemiyle yazılıp çizilen bir yaşamımız var yaşanmışlık kitabında.
Yaşamlarımız yaşam kitabımızın sayfalarında,
Bizi anlatan cümlelerini taşır her bir satırda..
Dersler çıkarmalıdır insan her yaşanmışlıktan,
Öğrenmelidir mutlaka saklı satır aralarından,
Eğrisini, doğrusunu, artısını, eksisini, kaçmadan,
Kaçınmadan,
Yok saymadan !
En son kareyi çekmeden yürek gözlerimiz,
Göçmeden bu hayattan..
Yaşanmışlıkların her birini değerlendirmeli
Gözden geçirmeli, atlamadan..
Her bir detay gerçeğin ışığında incelenmeli
Yarar getirsin bize,
Bizden sonrakilere diye..
İçimde kaybettiğim yılları kazanca çevirdiğim zaman,
Bunu zamana galip gelmek olduğunu düşünüyorum.
Hayal kurmayı derin, derin düşünmeyi sevsem de;
Gene de söylenemez hayalperest olduğum !
Yine de geçmiş yılların kaybını,
Yaşanmış acı anıları,
Gerçeğin her çığlığını,
Yararıma dönüştürmeye çabalıyorum.
Bunun olabilmesi için, yaşamdan kareleri almalı,
Her bir detayı düşünmeli, anlamalı,
Artmalı, insanın farkındalığı, artmalı..
Öyle ki, hiçbir detay gözden kaçmamalı
Düşünmezse insan her detayını,
Yapmazsa kendi iç hesaplaşmasını,
Yıllar kayıp, yaşam kayıp; her şey sonlu !
Ama anlarsa Gerçeğin yolunu,
Fark ederse kendisi bir ademoğlu
Yaşamı tanıklıktır, iyiliktir sonu !
Düşündüm nedir bu hayatta en önemlisi?
Hem yaşamak, hem yaşatmaktır farkındalıkla
Iskalamadan, kaçırmadan sunulanları;
Sevginin kaynağından dolarak,
Vermeyi, sevmeyi ve iyiliği amaçlayarak;
Geçmişin öğrettiklerinden ders alarak
Orada takılıp kalmayarak;
Doğru bakarak, doğru tartarak
Gerçeği, sevgiyi yaşamak ve yaşatmaktır !
Albümlerimiz dolmadan,
Yaşamdan fotoğraflar gözlerimizde son bulmadan,
Henüz altın tas kırılmadan,
Bize verilen nefesi geri sunmadan
Yaşamın kıyısında, paklıkla;
En iyi duruşların hatırlanacağı,
Nice fotoğraflarda buluşmak;
Gülen yüzler, gülen gözlerle,
Mutlu kareler bırakmak umuduyla !
21 Kasım-2009 –
27 Ocak 2010 Bedros.Mığdısı